tr  en  fr  ru  ar

Yazarlar

.
Özgün

Ayetlerdeki Durak Yerlerinin Manaya Etkisi (Bakara Sûresi 96. Ayet örneği)

Özet: Ayetlerdeki durak yerleri, Kur’an’ın anlaşılmasında oldukça belirleyidir. Bu yüzden, bu alandaki faaliyetler nisbeten erken sayılabilecek bir dönemde başlamış ve son derece önemli çalışmalar yapılmıştır. Bununla birlikte, bazı durak yerleri, -istisnai olarak- ayetlerin bağlamsal anlamından farklı anlaşılmasına yol açmaktadır. Bu makalede, Bakara Sûresi 96. ayetine dayalı olarak, durak yerlerinin manaya olan etkisi incelenecektir.

Anahtar Kelimeler: Vakf, İbtida, Secavend, Bakara 2/96, Mana

Vücûh Ve Nezâirin Terimleşme Süreci

Özet: Tefsir literatürüne bakıldığında “Vücûh ve Nezâir” terimleriyle ilgili üç farklı tanım yapıldığı görülmektedir. Bir tanıma göre, vücûh ve nezâir aynı şeyi, “harekesi ve lafzı aynı olan kelimenin kullanıldığı her yerde farklı anlamlara gelmesi”ni ifade etmektedir. Bu durumda bu kelimelere, lafızlarına itibarla nezâir, anlamlarına itibarla vücûh denir. Bir diğer tanıma göre, vücûh lafzı aynı olup farklı anlamlara gelen kelimelerin, nezâir ise aynı anlamda kullanılan farklı kelimelerin (yani, eş anlamlı kelimelerin) adıdır. Günümüz ilim dünyasında genel kabul gören tanım budur. Ancak, her iki tanım da konuyla ilgili yazılan eserlerin içeriğiyle örtüşmemektedir. “Vücûh ve Nezâir” alanında yazılan eserlerde vücûh; lafzı aynı olan kelimelerin farklı anlamlara gelmesi, nezâir ise; farklı anlamlarda kullanılan kelimenin farklı anlamlarından herhangi birinin, varsa, Kur’an’daki diğer örnekleri, yani, farklı anlamlara gelen bir kelimenin hem lafız hem de manasıyla Kur’an’da tekerrür ettiği yerler anlamında kullanılmaktadır.

Anahtar Kelimeler: -

Hermenötik

Özet: -

Anahtar Kelimeler: -

Uzak Bir Mananın Ayetlerdeki Vakf Yerine Etkisi

Özet:

Ülkemizdeki mushaflarda ayetlerdeki durak yerleri (vakf) konusunda Secâvendî’nin sisteminin benimsendiği bilinmektedir. Bununla birlikte bazı yerlerde onun tercih ve sisteminin hilafına uygulamalar göze çarpmaktadır. Ayrıca Secâvendî’nin tercihlerinin her zaman ayetin doğruya en yakın manasını yansıtıp yansıtmadığı, üzerinde durulması gereken bir diğer husustur. Nitekim Secâvendî’nin İlelü’l-Vukûf adlı eserinde A‘râf sûresinin 188. ayetindeki “الْخَيْر” lafzının sonunda vakf yerinin olmasını tercih ettiği anlaşılmaktadır. Oysa bizim tespitlerimize göre, vakf ve ibtidâ alanında Secâvendî’den önce eser telif eden müellifler burada herhangi bir durak belirtmemişlerdir. Yine müfessirlerin büyük çoğunluğu da ayetteki “الْخَيْر” kelimesinde durak olması durumunda oluşan manaya tefsirlerinde hiç yer vermemişlerdir. “الْخَيْر” kelimesinde durak olması sonucu oluşan manaya yer veren müfessirlerin bir kısmı ise söz konusu mananın ayetin nazmını bozduğu yönünde kanaat belirtmişlerdir. Kimi müfessirler de hem durak olmasına hem de olmamasına göre ortaya çıkan her iki manayı zikretmiş, fakat herhangi bir tercihte bulunmamıştır. Durak yeri olmasına göre teşekkül eden manayı önceleyen müfessirlerin ise yok denecek kadar az olduğu görülmektedir. Bu makalede A‘râf sûresinin 188. ayetindeki “لاَسْتَكْثَرْتُ مِنَ الْخَيْرِ” ifadesinin sonunda vakf yeri bulunup bulunmamasına göre oluşan manalar ortaya konulacak ve bunlardan hangisinin tercihe şayan olduğunun tespitine çalışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Vakf, İbtidâ, Secâvend, A‘râf 7/188, Mana

Vakf-ı Câizi Doğru Anlamak

Özet:

Secâvendî İlelü’l-Vukûfadlı eserinde vakfı altı kategoriye ayırmıştır. Eserinin giriş kısmında bu altı kategorinin tanımını yapmış, tanımları örneklerle açıklamış ve bu kategoriler için eserinde hangi rumuzları kullanacağını belirtmiştir. Onun yaptığı tasnifte yer alan kategorilerden birisi de “vakf-ı câiz”dir. Müellif vakf-ı caizi “Hem vakf yapmayı hem de geçiş yapmayı gerekli/mümkün kılan sebepler bulunduğu için durmanın da geçmenin de caiz olduğu vakf” şeklinde tanımlamıştır.

Günümüzde konuyla ilgili bazı eserlerde vakf-ı caiz, “vakfın ve vaslın caiz olmasıyla birlikte vakf yapmanın daha evla olduğu” yer diye tanımlanmaktadır. Yapılan tanımların etkisiyle olsa gerek, vakf-ı caiz genelde böyle bilinmektedir. Oysa “vakfın ve vaslın caiz olmasıyla birlikte vakf yapmanın daha evla olduğu” şeklindeki tanım, Secâvendî’nin terminolojisiyle, eserinin muhtevasındaki kullanımıyla ve ilgili ayetlerin tercihe şayan manasıyla birebir örtüşmemektedir. İlaveten, “vakf yapmanın daha evla olduğu” şeklindeki tanıma göre hareket edilip haddizatında vaslın evla olduğu ayetlerde vakf yapıldığı takdirde, ilgili ayetlerin mana bütünlüğü bozulacak ya da tercihe şayan manası gözden kaçmış olacaktır. Bu durum vakf-ı câiz kategorisinin mahiyetinin; Secâvendî’nin tanım ve kullanımının yanı sıra, ayetlerin manasına uygun olarak tespit edilmesini gerektirmektedir. Buradan hareketle kaleme alınan bu makalede, Secâvendî’nin vakf-ı caiz kategorisinin mahiyetinin ortaya konulması amaçlanmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Tefsir, Kur’an kıraati, Vakf-ı câiz, Secâvend, Mana

İbn Teymiye’nin Vücûh ve Nezâir Tanımının Etkileri ve Sorunları

Özet:

Mevcut bilgimize göre vücûh ve nezâir terimleriyle ilgili ilk tanımı İbnü’l-Cevzî yapmıştır. O, vücûh-nezâiri, “bir kelimeden Kur’an’ın farklı yerlerinde farklı anlamların kastedilmesi” olarak tarif etmiş, ayrıca “vücûhun manaların, nezâirin lafızların adı olduğunu” belirtmiştir. İbn Teymiye, vücûh ve nezâir kitaplarının muhtevasının müşterek lafızlarla sınırlandırılmasına yol açtığı gerekçesiyle, İbnü’l-Cevzî’nin tarifini eleştirmiştir. İbn Teymiye, söz konusu kitapların sadece müşterek lafızlarla ilgili olmadığını, bu kitaplarda müşterek lafızların yanı sıra mütevâtı lafızların da bulunduğunu belirtmiştir. Vücûhun müşterek lafızlarda, nezâirin mütevâtı lafızlarda bulunduğunu söyleyen İbn Teymiye, vücûh ve nezâirin tarifinde müşterek ve mütevâtı terimlerini kullanan ilk kişidir.

İbnü’l-Cevzî’ye yönelttiği eleştiride İbn Teymiye haklı olmakla birlikte, kendi yaptığı tanım da çeşitli sorunlar içermektedir. Bu tarifin en önemli sorunu, vücûh ve nezâir literatürünün muhtevasıyla birebir örtüşmeyen “müşterek” ve “mütevâtı” terimlerini tanıma ithal etmesidir. İbn Teymiye’nin nezâir tarifinde kullandığı “elfâz-ı mütevâtıe”nin, vücûh ve nezâir literatüründe nezâir karşılığında değil, vücûh karşılığında kullanılması İbn Teymiye’nin vücûh ve nezâir anlayışının bir diğer sorunudur. Vücûh ve nezâir kitaplarında yer alan maddelerin, her zaman homojen bir şekilde lafz-ı müşterek ya da lafz-ı mütevâtı kategorisine girmemesi, onun yaptığı tanımın bu kitaplardaki muhteva açısından kapsayıcı olmadığının bir diğer göstergesidir. Bu makalede İbn Teymiye’nin vücûh ve nezâir tarifinin etkileri ve yol açtığı sorunlar üzerinde durulacaktır.

Anahtar Kelimeler: Tefsir, vücûh ve nezâir, İbn Teymiye, lafz-ı müşterek, lafz-ı mütevâtı

Stil

Düzen Stili

Geniş
Dar

Dar Stil Desenleri

  • pattern
  • pattern
  • pattern
  • pattern
  • pattern
  • pattern
  • pattern
  • pattern
  • pattern
  • pattern

Dar Stil Resimleri

  • images
  • images
  • images
  • images
  • images

Renk Şeması

Stili Sıfırla