tr  en  fr  ru  ar

Yazarlar

.
Özgün

W. David Ross’un Sonuççu Ahlâk Teorilerine Eleştirileri Ve “İlk Görünüşü İtibariyle Ödev (Prima Facie Duty)” Ahlâkı

Özet: Normatif etiğin temel sorularından birisi “Doğru eylemleri doğru kılan nedir?” sorusudur. Bu soruya cevap olarak sunulan görüşler sonuççu görüşler ve deontolojik görüşler olarak iki genel başlıkta değerlendirilmektedir. W. D. Ross’un ahlâk teorisi deontolojik teorilerin en iyi örneklerinden birisidir. O, sonuççu teorilerin doğru eylemlerin doğruluğunun tek ölçütünün onların üretecekleri iyi sonuçlar olduğu görüşünü reddetmiş ve belirli eylem tiplerinin sonuçlarından bağımsız olarak doğru olduğunu savunmuştur. Bu makalede W.D. Ross (1877-1971)’un sonuççu teorilere yönelttiği eleştiriler ve geliştirmiş olduğu “ilk görünüşü itibariyle ödev” ahlâkı ele alınmıştır. Ross’un normatif ahlâk teorisi ele alınırken onun başvurduğu metodolojiye dikkat çekilmiş ve bu metodolojinin onun meta-etik alandaki görüşleri ile bağlantısı değerlendirilmeye çalışılmıştır.

Anahtar Kelimeler: W. D. Ross, Doğru Eylemler, Sonuççu Teoriler, “İlk Görünüşü İtibariyle” Ödev, Aktüel Ödev.

Max Scheler’in İnsan ve Kişi Anlayışı

Özet:

Fenomenoloj akımı içerisinde yer alan Max Scheler (1874-1928), özellikle insan ve değer felsefesi alanlarına fenomenolojik yöntemle yaklaşması ile meşhurdur. İnsan konusuna bu yöntemle yaklaşan Scheler, insana dair görüşlerinde insanın hayvanlardan bütünüyle farklı tinsel/manevi bir boyuta sahip olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bu tinsel boyut yaşamsal, doğal boyutun üzerinde olan ve dolayısıyla bunlarla açıklanamayan yeni bir boyuttur. Özellikle değerler, dini inanç ve bir takım yüksek duygular insanın bu boyutu sayesinde ortaya çıkan olgulardır. Ayrıca Scheler’e göre insanın doğadaki en değerli varlık olduğu şeklindeki bir iddiayı objektif bir tarzda savunabilmek için, insanın biyolojik boyutunun üstünde başka bir boyut ve yine yaşamsal değerlerin üzerinde bir takım manevi ve kutsal değerleri kabul etmek gerekir. İnsan bu tür değerleri kavrayabildiği ve bunları bu dünyaya taşıyabildiği için değerlidir ve diğer doğal varlıklardan üstündür. Scheler’in bu insan anlayışı hem naturalist insan anlayışlarından, hem de rasyonalist insan anlayışlarından farklıdır. Dolayısıyla onun insan anlayışının bu tür natüralist ve rasyonalist anlayışlar karşısında alternatif bir bakış açısı sunması açısından önemli olduğu söylenebilir. Ayrıca, Scheler’in bu sonuçlara bir takım bilimsel, felsefî, dinî vb. üst kabullerden hareketle değil de, sırf insana ait bir takım fenomenlerden hareketle ulaşmaya çalışmış olmasının da onun değerlendirmelerini daha önemli kıldığı söylenebilir.

Anahtar Kelimeler: Max Scheler, İnsan, Kişilik, Tin, Değer

Ahlaki Rölativizm Eleştirisi

Özet:

Ahlaki rölativizm ahlaki doğru ve ilkelerin objektifliğini ve evrenselliğini reddeden, bunların bireye veya topluma göreli olduğunu savunan yaklaşımlara verilen genel isimdir. Bu çalışmada ahlaki rölativizm lehinde sunulan argümanların çok sağlam ve güçlü olmadığını göstermek ve rölativizmin karşılaşabileceği diğer sorunlara işaret etmek suretiyle, bu tür rölativist yaklaşımların haklı olmadığını savunmaya çalıştık.

Ahlaki rölativizm lehinde ileri sürülen en meşhur argümanlardan birisi kişilerin ve toplumların ahlaki kabul ve pratiklerinin farklılığından hareket eden argümandır. Bu argüman ahlaki konulardaki farklı kabullerin varlığından hareketle ahlakın rölatif olduğu sonucuna doğrudan giden bir argüman olarak sunulduğunda, onun sağlam olmayacağı açıktır. Zira bir alanda inanç farklılıklarının var olmasının tek başına bu alanda objektif doğrunun olmadığını kanıtlayamaz. Diğer taraftan söz konusu argümanın ahlaki konulardaki farklılık ve anlaşmazlıkların varlığının en iyi açıklamasının ahlaki rölativizm olduğu görüşünden hareket eden şekli de çok güçlü gözükmemektedir. Zira bu tür farklı ahlaki inançların varlığı objektif bir ahlak anlayışı ile de yeterince açıklanabilir. 

Ahlaki rölativizm lehinde ileri sürülen başka bir argüman farklı ahlaki inanç ve pratiklere hoşgörülü olmak açısından rölativizmin objektif yaklaşımlardan daha olumlu bir sonuç doğuracağı fikrinden hareket etmektedir. Halbuki rölativizmin hoşgörüyü garanti etmesi söz konusu olmadığı gibi, ahlak alanında objektif bir yaklaşımı benimsemenin zorunlu olarak veya kuvvetle muhtemel olarak hoşgörüsüzlüğe götüreceğini savunmak da kolay değildir. Zira rölativizmi benimseyen bir kişi benimsediği doğruları değişik nedenlerle başkasına dayatmaya çalışabileceği gibi, objektif anlayışı benimseyen birisi de hoşgörüyü evrensel bir değer olarak alıp, başkalarının farklı kabullerine hoşgörü ile yaklaşabilir.

Anahtar Kelimeler: Felsefe, Ahlak, Ahlaki Rölativizm, Farklılıktan Hareket Eden Argüman, Hoşgörüden Hareket Eden Argüman

Boethius’un Felsefenin Tesellisi İsimli Eserinde İnsanın Mutluluğu ve Felsefe’nin İşlevi

Özet:

Boethius’un (480-524) Felsefenin Tesellisiisimli eseri birtakım suçlamalarla ölüm cezasına çarptırılan ve acı bir şekilde öldürülen Boethius’un sürgündeki mahkûmiyet döneminde içinde bulunduğu mutsuzluk, keder hali karşısında “felsefe” de sükûnet, huzur arayışını anlatan, teselli türünden bir eserdir. Aslında Boethius, Teselli’de kendi kişisel mutsuzluklarını ve ruhsal hüzünlerini, felsefi bir bakış açısı ile irdeleyip bunlara teselliler sunarken, genel olarak insanın mutsuzluk nedenleri ve onun gerçek mutluluğu nasıl elde edebileceği hakkında önemli değerlendirmeler yapmaktadır. O, insanların bu dünya hayatında gerçekten mutlu olabilmesi için, insanın kendini bilmesinin, insan için gerçekten değerli olan şeylerin neler olduğunu bilmesinin, dünya ve hayatın nasıl yönetildiğine dair doğru bir kavrayışa sahip olmasının ve insanın kendi arzu ve tutumlarını bunlara uygun hale getirmesinin önemine dikkat çekmiştir. Ona göre, insan felsefi tefekkürle kendisinin Tanrısal kökenli ve ölümsüz bir varlık olduğunu tam manası ile idrak edince, artık kendisinin dışındaki, zenginlik, makam, şöhret gibi fâni dünyevî şeylerin, insan için gerçekten değerli olmadığını ve gerçek mutluluğun kaynağı olamayacağını kavrar. Ve bu kavrayış onun bunları kaybetmekten dolayı aşırı derecede üzülmesini engeller. Diğer taraftan gerçek mutluluğun bunlarda olamayacağını kavramak insanı bu fâni şeyler yerine kendi içine, ruhsal iyiliklere, erdemlere ve her türlü varlığın, kendi ruhunun ve her türlü iyiliğin kaynağı olan Tanrı’ya yönelmesini sağlamaktadır. Böylece insan yanlış yerlerde aradığı gerçek mutluluğu, ruh huzurunu bunlarda bulacaktır. Sonuçta insanın mutluluğu açısından çok önemli etkileri olan tüm bu kavrayışlara felsefi tefekkürle ulaşılmış olmasının, felsefenin insanın pratik hayatı açısından önemini teyit ettiği söylenebilir.

Anahtar Kelimeler: Felsefe Tarihi, Boethius, Felsefenin Tesellisi, İnsanın Mutluluğu, Tanrısal Takdir

Stil

Düzen Stili

Geniş
Dar

Dar Stil Desenleri

  • pattern
  • pattern
  • pattern
  • pattern
  • pattern
  • pattern
  • pattern
  • pattern
  • pattern
  • pattern

Dar Stil Resimleri

  • images
  • images
  • images
  • images
  • images

Renk Şeması

Stili Sıfırla